| Dünya'da Akbaş |
|
|
|
|
Akbaş, Kuzey Afrika’dan Bati Avrupa’ya pek çok ülkede oldukça benimsenmiş “beyaz sürü bekçisi” olarak bilinen kopek ırklarından biridir. Fas’ın Aidi’si, Türkiye’nin Akbaş’ı, Yunanistan’ın Yunan Çoban Köpeği, Macaristan’ın Kuvasz’ı, Polonya’nın Tatra Dağ Köpeği, Slovakya’nın Cuvac’ı, İtalya’nın Maremma Çoban Köpeği, Fransa’nın Pirene Dağ Köpeği ve İspanya’nın Pirene Mastif’i binlerce yıllık seçici üretim sonucu elde edilen bilinen “beyaz sürü bekçileri”dir. Bulundukları alan, binlerce kilometrelik bir zincir oluşturur.
Koyunun evcilleştirilmesiyle kavimlerin yaşamlarının bağlı olduğu hayvan sürülerini korumak için güçlü köpek koruyuculara gerek duyuldu (MO 10.000). Sürülerin korunmasında neden köpeklerin seçildiğini sormak bile gereksizdir. İnsanların sağladığı yetersiz bakım karşılığında bile onlara emanet edilen sürülere olan bağlılıkları açık cevap olarak kabul edilmelidir. Zaman, bu insanlara daha iyi sürü gütme ve sürü bekçilerinden daha iyi faydalanma yöntemleri öğretti. Köpeklerini özellikle daha iri ve cesur olanlardan seçtiler. Bu köpekler kendi canları pahasına sürüleri vahşi hayvanlar ve hırsızlara karşı koruyordu. Zamanla sürülerin renkleri belirli tipte köpek yetiştirmede önemli rol oynamaya başladı. Romalı bir tarım ve hayvancılık tarihçisi olan Columella, ikinci yüzyılda yazdığı “De Re Rustica” adlı yapıtında bize şunları söylemektedir : “Koyun yetiştiricileri sürüleri için beyaz çoban köpeği üretmekte ısrar ediyorlardı. Aksi takdirde bir kurt saldırısında yanlışlıkla kendi köpeklerini öldürüyorlardı.”. 2000 yıl önce Romalıların beyaz koyunlarını yine ayni renkteki köpeklere emanet ettiği "beyaz çoban köpeği" kullanımı konusunda elimizde şimdilik en eski referans kaynağımız bu görünmektedir. Romalılar yine ayni yıllarda yünlerin boyanmasını kolaylaştırmak için çoğunlukla beyaz koyun yetiştirmeye de başlamışlardı. Hollandalı kinolog Antal (1977) Columella'ya işaret ederek " Bu eski nedenden dolayıdır ki keskin ve kontrast yaratan renk (beyaz), vahşi hayvanlarla dövüşen bu köpekler için büyük önem taşımaktadır. Bu nedenle birileri beyaz köpekler üretmiş ve bunu dikkatle korumuştur. Bu özellik Polonya'dan Macaristan'a, Pireneler'den Balkanlar'a her yerde aynıdır. Yine bu nedenledir ki her yerde insan aynı çözümü; yüksek, beyaz ve cesur köpeklerde bulmuştur." Akbaş’ın tam kökeninden bahsetmek mümkün görünmese de bazı tarihi bulgular ve referanslar teorilerimizi geliştirmekte bizlere yardımcı olmaktadır. Tarih öncesi çağlar kadar eski köpek ırklarından bahsedildiğinde geçmişlerini belirlemek belki imkânsız olmasa da çok güçtür. Ne yazık ki, av ve savaş köpeklerini gösteren duvar resimlerine rastlamak mümkün olsa da çoban köpekleriyle sürüleri gösteren resimler oldukça nadirdir. Bunun nedeni, daha çok asillerin eğlence anlayışı olan av sahnelerinin zamanın sanatçılarınca resmedilmeleri çok daha doğal olmasıdır. Muhtemelen, sanatçılar ve eserleri için onlara para ödeyen asiller kuru ve tozlu alanlarda yarı göçebe hayat süren sürüler ve onların köpek koruyucularını resmetmeye değer bulmamış olmalıdırlar. 17. yüzyıl gezgini Evliya Celebi Ankara Tiftik Keçisi denen bir köpekten bahseder. Columella'nin da verdiği bilgiler ışığında çoğunlukla beyaz Tiftik Keçilerinin köpeğinin de Akbaş olmaması için hiç bir neden yok gibi görünüyor. Akkaraman koyunları ile siyah maskeli Kangal Köpeğinin ne kadar bağdaştığı düşünülecek olursa Celebi'nin bahsettiği köpek Ankara, Eskişehir, Kütahya ve civarının Akbaş’ından başka bir köpek olmamalı. 1903-1906 tarihleri arasında İngiltere'nin Türkiye’deki askeri konsülü olan Albay A.F. Townshend 1910 tarihli kitabında Akbaş’la olan çeşitli karşılaşmasından bahsederken " ..dağ köylerinde daha çok beyazımsı Collie'ye benzeyen bir ırk bulunuyor...yabancıya karşı oldukça saldırganlar, at arabalarına saldırabiliyorlar hatta atından bir adamı bile aşağı indirebilirler..." yazmıştır. Daha yakın bir tarihte ise modern Pirene Dag Köpeği’nin babası M. Bernard Senac-Lagrande, 1927 tarihli bir yazısında Türkiye’de de ayni Pirene Dağ Köpeği gibi bir köpeğin varlığından bahsetmektedir. Bu köpeğin, tıpkı kendi köpekleri gibi güçlü bir yapısı ve derin bir havlaması olduğuna dikkat çeker. Komşumuz Yunanistan'daki sürü köpeklerinden bahseden Hubbard (1947) "Tek gerçek Yunan sürü köpekleri Balkan Dağları, Arnavutluk, Epirus, Makedonya, Güney Yunanistan ve Parnasus Dağları ... çobanlarınca üretilen beyaz olanlardır. Bu beyaz köpekler bir köpek organizasyonları olmamasına rağmen yüzyıllar boyunca safkan olarak üretilmiş ve tıpkı Macar Komondor'da olduğu gibi beyaz dışında doğan yavrular elimine edilerek ırkın devamı sağlanmıştır." Yine Pirene Dağ Köpeği uzmanı Paul Strang 1982'de Amerika'da üretilen Akbaşları incelerken bu ırkın hem vahşi hayvanlara karşı sürüyü koruma açısından hem de antilobu andıran ince yapısı ile at üstündeki sahibine ayak uydurarak kaçan avın peşine düşecek hız, çeviklik ve cesarete sahip Amerika'ya gelmiş tek koyun köpeği olduğu yorumunu yapmıştır.
Akbaş’ın uluslar arası sürü bekçileri dünyasındaki ulusal gururumuz Kangal Çoban Köpeğinden çok daha önce Amerika’ya tanıştırılmış olması şaşırtıcıdır. İlk Akbaş, hamile olarak, 1978’de David ve Judith Nelson tarafından Amerika’ya götürülmüştür. Bu ilk ithalat, beş yıllık bir saha çalışması sonucunda gerçekleştirilmiştir. Onları çoğu Avrupa ülkelerinde bilinen “beyaz sürü bekçilerinin” Türk versiyonu olduğunu düşündürten Batı Türkiye’de pek çok beyaz çoban köpekleri fark etmişlerdi. 1979’da The Akbas Dog Association of America (ADAA) kuruldu. Akbaş bir iş köpeği olduğundan hemen çiftliklere yerleştirilerek iş kapasiteleri test edilmeye başlandı. Aynı yıllarda Amerikan Tarım Bakanlığı, yırtıcı hayvanlara karşı sürü bekçileri değerlendirme programı yürütmekteydi. 1986’da programın sonuçları açıklandı. Akbaş, Pirene Dağ Köpeği ve Maremma Çoban Köpeği ile birlikte en etkili üç çoban köpeğinden biri seçilmişti.
1996’da Konya Selçuk Üniversitesi’nde “Uluslararası Türk Çoban Köpekleri Sempozyumu” düzenlendi. Bu sempozyumun sonunda bir yıldız tekrar doğmuş oldu. Akbaş’ın Amerika’ya tanıştırılması ve üretimi konulu tanıtım sırasında Amerika’da üretilen Akbaş resimleri büyük ilgi çekti. Batı Türkiye’de koyun yetiştiriciliği önemini büyük ölçüde yitirdiğinden ırkın iyi örneklerini bulmak gün geçtikçe daha güçleşiyor. Hayvancılık bakımından ülkemizin bu bölgeleri yoğun bir yerleşim baskısı altındadır ve endüstrileşme koyun yetiştiriciliğini geçmiş uğraşlarından biri haline getirmiştir. Irkın melezleşmesi kaçınılmaz olduğundan hızla kaybettiğimiz bu ırkın resimleri hepimizi heyecanlandırdı. İsim tekrar yaygınlaşmaya başladıkça pek çok kişinin Türkiye’nin çeşitli bölgelerinde besledikleri Akbaş’larından bahsettiğini duymaya başladık. Irk, az sayıda da olsa korunmaya devam ediliyordu. 1992’de Mustafa Velioğlu önderliğinde Karacabey Tarım İsletmeleri Genel Müdürlüğü’nde (TİGEM) ilk resmi üretim programı başlatıldı. Ardından 1990’larin sonlarında Konya Selçuk Üniversitesi de ilk Akbaşlarını üretmeye başladı. TİGEM daha çok kısa tüylü köpekler üretirken Selçuk Üniversitesi’nde uzun tüylü köpekler bulunmaktadır. Yine de iki tip de ırkta kabul edilir olduğundan yakın gelecekte iki üretim istasyonunda da uzun ve kısa tüylü köpekler üretmek mümkündür. Kaynaklar: (1)İnternational Symposium Book on Turkish Shepherd Dogs/1996, |
| Anasayfa |
| Dernek |
| Akbaş Köpeği |
| AKKUŞ |
| Üretim |
| Sahiplendirme |
| FotoGaleri |
| FORUM |